|
Gökçe
Fırat
Gerçekçi olalım,
Che gibi olmaya çalışalım!
Görevlerin en kutsalı
Che, ölüme giderken Fidel’e
yazdığı son mektubunda, tüm devrimcilere yapmaları gerekeni çok açık
bir şekilde belirtmişti: “Görevlerin en kutsalı olan nerede olursa
olsun emperyalizme karşı mücadele etme görevi.” Che, 1967 yılının
8 Ekim’inde şehit edildiğinde bu kutsal görevi yerine getirmeye çalışıyordu.
Bu görevin kutsallığını ve önemini
iyi kavramak gerek. Bu öyle bir görevdir ki, dünyada devrim yapmış
bir komutanın devrimin başında kalmasından, devrimi korumasından,
devrimi sürdürmesinden bile önce gelir. Hele hele bu devrimin önderi
Che gibi, dünyanın yetiştirdiği ender devrimcilerden biri olsa bile
bu görev önde gelir.
İşte
Che’nin, kendi yaşamını feda ederek bizlere bıraktığı miras ve elbette
görev budur...
İnsanların, devrimcilerin ve
hele hele devrim önderlerinin kendi fiziki varlıkları, emperyalizmle
savaşmanın önüne geçerse orada emperyalizmle fiili mücadele bırakılmış
olur. Che, bu savaşa bizzat girerek, bir devrimcinin varlığının onun
bedeninden ve yaşamından ibaret olmadığını, bir devrimcinin emperyalizme
sadece bedeninin sınırlı imkânları ile zarar veremiyeceğini göstermiştir.
Che’nin pratiği öyle güçlü bir
kanıttır ki, Che’nin bedeninin sınırlı olanakları ile başarılan Küba
Devrimi’nin ardından, Che’nin ölü bedenine rağmen ölümsüzleşen ruhundan
güç alan dünyanın ezilen halkları her yerde milyonlarca Che olarak
emperyalizme başkaldırmış ve devrim yapmıştır. Yani Che, yaşarken
devrim yapmıştır ama aynı zamanda öldükten sonra bile devrim davasına
hizmet etmeyi sürdürmektedir.
Ölmeyi değil, emperyalizmle
savaşarak yaşamayı seçti!
Bu onun bilinçli bir seçimidir.
Bu basit bir fedanın ilahi etkisi kesinlikle değildir. Zaten Che bu
tür ilahi etkilere inanan, ihtiyaç duyan bir insan hiç değildi. Yaşarken
bile tüm dünyanın tanıdığı, örnek aldığı, bayraklaştırdığı bir efsane
idi. Yaşayan bir efsanenin ilahi bir güç kazanmak için ölmeye hiç
ihtiyacı yoktur ki.
O nedenle Che’nin seçtiği yol
kendini ölüme atmak değil, sonunda ölüm olsa bile ve sonunda ölüm
olduğunu bile bile, emperyalizmle savaşarak yaşamaktır. Emperyalizmle
savaşarak yaşamayı seçenler, elbet, emperyalizm yok edilene kadar
öleceklerdir. İşte bu gerçeği bildiği için Che “ölüm nereden gelirse
gelsin, safa geldi hoş geldi” diyordu.
Doğru; O yaradılıştan isyankârdı,
feda ruhu taşıyan bir insandı. Ancak bu feda ruhu, emperyalizmden
öğrendikçe, emperyalizmi yıkacak ideolojinin en önemli silahı haline
geldi.
1962 yılında şöyle konuşuyordu:
“Halkı yok etmeye çalışmalarında güçlü nedenleri vardır; ancak halkın
da güçlü nedenleri vardır ve darbeler yiye yiye öğrenir. Çünkü emperyalizm
aslında büyük bir öğretmendir ve halk gün be gün kendini savunmasını
öğrenmekte, bunu daha güçlü, daha dirençli, daha kararlı yapmakta,
uşağın tankının, celladın tabancasının öyle etkili olmadığını, cellatların
kendini savunmaya hazır silahlı insanlarla karşı karşıya kaldığında
yiğit olmadıklarını öğrenmektedir. Halk aynı zamanda öldürmeyi de
öğrenmektedir ve bir gün bunu yapmasını öyle bir öğrenir ki iktidarı
alır!”
Yoksulların ve zavallıların
insan modeli
Devrimci önderlerden öğrenmek,
kesinlikle onlara tapınmak değildir. Emperyalizm, devrimci önderleri
yok ettikten sonra da onların daha büyük bir güçle yaşamasına ve emperyalizme
karşı birer bayrak olmasına tahammül edemez. O nedenle de halkın devrimci
önderlerine duyduğu saygıyı, özlemi, halkın geriliğinin bir dışavurumu
olarak göstermeye çalışır. Siz onlara tapıyorsunuz ilkel insanlar
der! Emperyalizmin sol içindeki temsilcileri ise, bir insanı ilahlaştırmanın
en başta o insana saygısızlık olduğunu söyleyiverir!
Evet emperyalistler bu propagandalarında
son derece haklıdır, efsaneleşen bir devrimci emperyalizmin başına
bela olmaya devam eder. Çünkü efsaneleşmiş bir devrimci, artık halkın
ortak benliği haline gelir, anonimleşir ve halk varolduğu sürece yok
edilemez. Ve halkın da en büyük devrimci dayanağı haline gelerek,
halkın vazgeçemeyeceği bir parçası olur.
Che, bugün böyle bir efsanedir.
Hem de öyle güçlü bir efsanedir ki, yeryüzünün tüm efsaneleri sadece
sınırlı bir millete ve halka aitken ve sadece onları harekete geçiren
bir güçken, Che tüm ezilen insanların kendilerini buldukları, ifade
ettikleri bir efsanedir.
Fidel ona veda ederken bu gerçeği
ortaya koyuyordu: “Che bu dünya üzerinde yaşayan yoksulların ve zavallıların
davasından başka bir davayı savunurken ölmedi. Che yalnızca bizim
halkımız için değil, ama Latin Amerika’daki her bir halk için de bir
insan modeline dönüştü. Devrimci çilekeşliği, devrimci fedakârlık
ruhunu, devrimci savaşkanlık ruhunu en yüksek düzeye çıkarttı.”
Küba’nın Bağımsızlık Savaşı
önderi Jose Marti’yi anma toplantısında “Yaşa Che” sloganlarını susturur
ve “Yaşa Marti diye bağırmanız gerekirdi” der.
O bir efsanedir ama Marti efsanesinden
öğrendiği için efsane olabilmiştir. Marti’yi en iyi anlayan ve onun
yolundan en iyi gidenlerin başında geldiği için bir efsane olabilmiştir.
Bunu şöyle açıklar: “Che Guevara
ve bugün mücadele etmiş olan ve onun yönettiği gibi yönetmiş olan
insanlar doğmadan önce Küba halkının harekete geçirdiği tüm kurtarıcıları
doğmadan önce Marti doğmuş, güçlüklere katlanmış ve bugün gerçekleştirmekte
olduğumuz ideal uğruna ölmüştü.”
Zavallıların
hizmetine girmek
O insanın değerini bilen bir
insandı. O önderlerin değerini bilen bir
insandı. O efsanenin değerini bilen bir
insandı.
Ama tüm bunlardan önce o bir
devrimcinin gücünü, potansiyelini en iyi bilen insanların belki de
en başında geliyordu.
Bir insanın dünyada sınırlı
bir varlığı olduğunu, bu varlığın ancak insanlığın, yoksulların ve
zavallıların emrine sunulduğu zaman bir anlamı olduğunu çok iyi biliyordu.
Hayatı bunun özetidir.
Düzen içi bir mevki istememiş
doktorluğu bırakıp devrimci olmuştur.
Devrimciliğe doktor olarak katkı
sunabilecekken bunu yeterli görmemiş ve bir gerilla olmuştur.
Gerilla olmayı yeterli görmemiş
gerilla ordusunun başına geçmiştir. Ama gerçekten en başına geçmiştir.
Küba Devrimi’nin her safhasındaki tüm çarpışmalarda askerlerinin önünde
çarpışmış bir komutandır. Binlerce askerle çevrili cephelerde, yanındaki
çok az askerin başına geçip, emperyalizmin binlerce askerinin devrimin
az sayıda askerinden güçsüz olduğunu ispat etmiştir.
Devrimden sonra masa başına
geçmek varken o tarlalara ve fabrikalara koşmuştur. Tek tatil gününü
gönüllü tarla ve fabrika çalışmasına ayırarak tüm halka örnek olmuştur.
Devletin başına geçtikten sonra
bir devlet adamı olma yolunu değil, devrimin askeri olmayı seçmiştir.
Takım elbise ona göre değildir. Gerilla kıyafetini ölene kadar sırtından
çıkartmamıştır.
Devrimden sonra Avrupa ülkelerini
değil, ezilen ülkeleri gezmiştir. O dayanağını ezilenlerden aldığı
için emperyalist ülkelere değil, ait olduğu zavallıların ülkelerine
gitmiştir.
Ve savaşma günü geldiğinde,
o gücü kendinde bulduğunda devrimi yaptığı ülkede kalmak yerine, emperyalizmle
savaşacağı ve devrim yapabileceği başka ülkelere gitmiştir.
Önce Kongo, ardından Bolivya...
Emperyalizmle savaşmanın, yoksulların
yardımına koşmanın, zavallıların hizmetine girmenin zamanı geldiğinde
Birleşmiş Milletler kürsüsüne çıkmış ve şöyle demiştir: “Gerekli gördüğüm
anda bu Latin Amerika ülkelerinin birisinin özgürlüğü için, karşılığında
kimseden bir şey talep etmeden tereddütsüzce hayatımı veririm...”
Ve gün geldiğinde Fidel’den
izin ister: “Bu dünyanın başka ülkelerinin benim sınırlı gücümün desteğine
ihtiyacı var. Ben senin Küba’ya olan sorumluluğunun sana imkan vermediği
şeyi yapabilirim. Ayrılmamızın zamanı geldi...”
Kendi çocuklarına değil
dünyanın tüm yoksullarının çocuklarına bağlılık
Evet Che yaşama böyle veda eder
ve tekrar emperyalizmle fiili savaşa tutuşur.
Che, yaşarken hep örnek devrimci
olarak yaşamıştır ama bu devrimcilik bir insana ait en olumlu özellikleri
en üst düzeyde içeren bir devrimciliktir. Ezilenlere, yoksullara duyduğu
sevgiyi, onlara hizmet etmek için herşeyi bırakıp savaşa girme kararlılığını
taşıyan yüksek bir insanlıktır.
Çok sevdiği, ama sevgisini hiç
gösterme fırsatı bulamadığı ama bundan da hiç pişmanlık duymadığı
kızlarına veda mektubunda onlara da aynısını öğütler: İyi devrimci
olun, halka hizmet edin.
O, kendi çocuklarına değil,
tüm ezilenlerin çocuklarına bu öğüdü vermektedir. Nasıl o tüm yoksulların
çocuklarını kendi çocuklarıyla bir tutup onlar için savaşarak yaşadı
ve öldüyse; biz tüm yoksulların çocuklarına onu kendi babamız gibi
görme, onun öğüdünü tutma yolunda büyük bir görev yüklemiştir.
Che’nin devrimcilik gücü, aslında,
dünyanın haksızlığa isyan eden çocuklarından kaynaklanmaktadır. O
yoksulların çocukları için bu savaşa girmiştir. Ve bu savaşa katılan
yoksul çocuklar, ona büyük bir manevi güç katmıştır. Bunun ötesinde
büyük bir vicdani sorumluluk.
O çocuklardan biri, Joel Iglesias’tır.
Joel, Sierra Maestra’da Che’nin gerilla birliğine katıldığında henüz
onbeş yaşındadır. Ama yaşını söylemez 17 yaşındayım der. Çünkü küçük
olduğunu bilseler ona daha az görev vereceklerdir. O fazla görev istemektedir
oysa. Önce Che’nin makineli tüfeğinin şarjörleriyle dolu bir çuvalı
taşıyarak başlar işe.
Che bir konuşmasında “Benim
burada olmam onun o çuvalı iyi taşıdığını göstermektedir.” der.
Ve şöyle ekler: “Ancak bundan
başka pek çok şey daha var. Sizlerin onun yürüdüğü daracık yerde bir
ayağının topalladığını görmeye vaktiniz olmamıştır. Sizler onu göremediniz,
sizleri selamlamadığı için iyi duyulmayan kısık sesini duyamadınız.
Sizler onun vücudundaki 10 düşman kurşununun yara izlerini ve o ses
kısıklığının ve o topallamanın düşman kurşunlarının hatıraları olduğunu
-çünkü her zaman çarpışmada en önde ve en büyük sorumluluğun olduğu
mevkilerde bulunurdu- göremediniz.
Sizlere bugün bunun gibi pek
çok şey söylemek isterdim. Beni anlamanız, elde silahlarla verdiğimiz,
bugün emperyalist güçlere karşı sürdürdüğümüz ve belki de yarın hâlâ
daha ekonomik alanda ya da silahlı alanda sürdürmek zorunda olacağımız
bu mücadelenin nedenini yüreklerinizin en derin yerinde hissetmeniz
için onları anlatmak istedim.”
Vicdanımızın sesini dinleyelim
Sanırım Che, Joel’in o topallamasını,
kısık sesini, vücudundaki kurşun izlerini yüreğinin en derininde hissetmeyi
ömrü boyunca sürdürdü.
Sadece Joel’in değil, ezilen
dünyadaki milyonlarca Joel’in kısık sesini, yüreğinin en derininde
duydu ve gereğini yaptı.
Vicdanının sesini dinledi, Joel’ler
için “kavgaya devam” dedi. “Ülkenin fakirleriyle şansımı denemek istiyorum”
diyen Jose Marti’nin yolundan gitti ve dünyanın fakirleriyle şansını
denedi.
Bugün, 35 yıl sonra Che’nin
sesi hâlâ gür çıkıyor. Çünkü o milyonlarca çocuğun kısık sesini yüreğinin
derinliklerinde biriktirip emperyalizme karşı savaş olarak haykırmıştı.
Bugün bizim devrimciliğimiz
için iki kaynağımız var demek; bir yanda yoksul çocuklarının kısık,
diğer yanda yoksulların sesi Che’nin gür sesi.
Sanırım Che’nin öğüdünü tutmak
için bu güç bize yeter.
Vicdanımızın derinliklerinden
gelen sesi dinleyelim.
Che gibi olalım.
Che: Bir Sıra Neferi
Che, Mazeret Aramayanların Komutanıdır
Che için emperyalizme karşı savaş doğal hayatın yoksullar açısından bir gereği ve kaçınılmaz sonucudur. Che bu zorunluluğu kavramıştır. Ve elbette bu savaş her zaman çok güçlü silahlarla yapılmayabilir. Ancak bu durum hiçbir zaman bir mazeret değildir. Bir devrimci açısından değerlendirilebilecek tek kriter bir devrimcinin tek başına kalsa da, elinde hiçbir silahı olmasa da emperyalizme karşı sonun kadar savaşması ve nihayetinde bir devrimci olarak fiziksel varlığının ortadan kalkmasıdır.
Elbette Che bu tür bir bilinçle hareket ediyordu ve nefesini verdiği son ana kadar da böyle düşündü. Ancak bir devrimci açısından esas olan tek başına ölmek değil, sonuna kadar mücadele etmek ve bu savaşımın emperyalizme vereceği zararın farkında olabilmektir. Böylesine bir bilinç yıkılmaz bir inançla insanı devrime bağlar; devrimciye coşku veren de budur. Devrimci, devrim yapacağını düşündüğü sürece devrimci kalabilir ve mutlu olabilir. Gerillayı her türlü tuzak karşısında güçlü kılan da bu psikolojidir. Böylesine bir ruh hali açısından bir bedenin fiziksel olarak ortadan kaldırılması devrimci süreç içerisinde devrimi hızlandıran bir aşamadır ve bu aşamadan sonra da mücadele devam eder.
2000 kişilik düşman ordusu, Che’nin gerilla birliğini sardığında O’nun kafasında bu sarsılmaz bilinç vardı. Birliğin en önemli üç militanı bir önceki çarpışmada öldürülmüştü, bir hafta öncesinde ise gerilla birliğinin diğer kolunun yedi üyesi topluca imha edilmişti. Birliğin içerisinde kafası karışık olanlar da vardı; bunlardan biri kaçtı, diğeri tutsak edildi.
Bütün bu olumsuzlar aslında Che için hiçbir anlam ifade etmiyordu. Öldürülüşünden bir gün önce bile günlüğünü yazmaya ve yol göstermeye devam etti.
Che’yi bugüne bir efsane olarak taşıyan ve tüm mazlum milletlerin devrimcileri için öğretici bir sembol haline getiren nokta tam da Che’nin böylesine bir sınavda ortaya koyduğu kusursuzluğudur.
Che’ye bu misyonu kimse yüklemedi. Başarılı bir devrimin ardından Küba’yı bir günde terk edip, hiç bilmediği bir ülke olan Kongo’ya askeri danışman olarak gitmesi. Ardından da Bolivya’daki gerilla günleri… Muzaffer bir devrimin en tepesindeki yöneticilerden biriyken, Birleşmiş Milletler’de Küba adına askerce bir konuşma yaptı ve “Gerekli gördüğüm anda bu Latin Amerika ülkelerinin birisinin özgürlüğü için, karşılığında kimseden bir şey talep etmeden tereddütsüzce hayatımı veririm” dedi.
Che, Afrika’ya gitmese, Bolivya’da çarpışmasa Küba Devrimi’nde ortaya koyduğu nice kahramanlıklarla bugün yine de hatırlanacaktı. Ancak çok kısa sürede verdiği bir kararla Fidel’den izin istedi; Fidel’e, ailesine ve çocuklarına bir mektup yazarak Küba’dan ayrıldı.
Che’yi bugün bir kahraman haline getiren ve O’nu efsaneleştiren de O’nun dünyanın en diplomatik arenasında verdiği sözü tutması ve Latin Amerika ülkelerinden birisinin özgürlüğü için tereddütsüzce hayatını vermesi olmuştur.
Apoletleri Atmak
Che, Küba Devrimi’nin askeri ve siyasi önderlerinin başında gelmesine rağmen kafasında başından beri tasarladığı kıtasal devrim stratejisi gereği apoletlerinden vazgeçmesini bilmişti. O, klasik bir bürokrat değil, devrimciydi.
Bu yüzden Bolivya’ya bir bakan olarak çarpışmaya gitti. Pazar günleri gönüllü olarak tarlalarda çalıştı. El arabasıyla çimento torbaları taşıdı. Che bütün bu unvanların ve makamların kendisine halkı tarafından hizmetlerinin karşılığı olarak verildiğinin de farkındaydı. Kendini halkına karşı borçlu olarak görmenin yarattığı doğal davranışlardı bunlar.
Hiç kimse de garipsemedi. Che zaten sıradan bir insandı. Bakan olduğu zaman bile. Bu sıradanlığa uygun biçimde davranmanın dışında birşey yapmıyordu. Sıradanlık, halkın içinde erime O’nun karakterinde olan şeylerdi zaten.
Che’yi Che yapan başarılı bir devrimin yöneticisi ve uygulayıcısı olmasının ötesinde; tam da bu evrensel bilincin Che’ye dayatmış olduğu sorumlulukları eksiksiz bir biçimde uygulaması oldu.
Kendisi bu bilinçle hareket ederken, ortaya koyduğu söylevlerle de bu fikrin örgütleyicisi oldu. Vietnam’da Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı değerlendirirken, Vietnam halkının acılarını bir Vietnamlı kadar hissetmeyenleri vicdansızlıkla suçladı.
“Bugün dünyanın tüm ilerici güçlerinin Vietnam halkıyla dayanışması, Roma arenalarında gladyatörleri alkışlayan pleplerin acı ironisine benzemektedir. Sorun, saldırının kurbanına başarı dileklerini iletmek değil, onun kaderini paylaşmaktır. Zaferde ya da ölümde onunla olmaktır” diyordu Tricontinental toplantısında. Konuşmanın yapıldığı tarih 1965’ti ve Che bundan sonraki kişisel yönelimini deklere ediyordu.
3 Aralık 1965’de Ramon kod ismi ve Küba’dan 12 yoldaşıyla Bolivya’ya geçerken bu sözü yerine getirmiş olmanın verdiği büyük onuru taşıyordu üzerinde.
İrade, Cesaret, Fedakârlık
Artık Che yaşayan bir efsane haline geldi. Böylesine bir efsanevi karakterin temelinde elbette çok büyük bir devrimci irade, cesaret ve fedakârlık azmi vardı. Che, devrimci mücadeleyi her şeyin üzerinde tutuyordu. Bütünüyle içselleştirilmiş böylesine politik bir bilinç, devrimcinin yaşamındaki dönüşümleri ve kararları çok kısa bir sürece sığdırabilir.
Öylesine ki, Fidel’le Meksika’da tanıştıktan sadece iki saat sonra Granma’daki yoldaşlardan birisiydi artık. Bir çarpışmanın en kritik anında ilaç kutusunu bırakarak eline silah almış, doktorluğun yerine gerilla olmayı tercih edebilmişti. Fidel, Che’yi Latin devriminin en fedakâr ve gözüpek savaşçılarından biri olarak tanımlarken, Che’nin en kritik anlarda böylesine radikal kararlar alabildiğine vurgu yapıyordu.
Che’nin iradesi, en zor çarpışmalarda bile Che’nin düşmanın karşısına yıkılmaz bir kale olarak çıkmasını sağlamış, O’nu gerilla açısından tartışılmaz bir örnek haline getirmiştir. Che bütün bu gerilla sürecinde belalı bir astım hastalığıyla da boğuşmaktadır. Ancak en zor anlarda bile vücudunu kemiren bu hastalığa teslim olmamış ve yoluna devam edebilmiştir.
Che’nin iradesiyle cesareti ayrılmaz bir bütünlük oluşturur. Che her çarpışmada en önde savaşmış, bir komutan olarak savaşçılarına örnek olmuştur. O’nun cesareti devrimci bilinciyle kaynaşmıştır. Bu cesaret bir taraftan Küba ordusunu küçük bir gerilla birliğiyle bozguna uğratacağına Che’yi emin kılmaktadır. Aynı zamanda ardındaki gerillalara da büyük bir moral ve güven vermektedir.
Che bir kahraman haline gelmişken bile mütevazılığını terk etmemiştir. Günlüklerinde kendisini devrimin sıradan bir militanı olarak anlatır. Sürekli olarak yoldaşlarından bahseder, onları yüceltir. Kendisini hiçbir biçimde ortaya koymaz. Che’nin anlattıklarında yoldaşların kahramanlıkları en ince ayrıntılarına kadar anlatılır ve bu kahramanlıklar onu ortaya koyanlarla birlikte isim isim anılır. Örneğin Küba’daki yoldaşı Camillo’dan Küba Devrimi’nin en yiğit savaşçısı, en ileri militanı olarak bahseder. Daha nice arkadaşının isimlerini vererek, onların koydukları katkıyı anlatır. Ancak bütün bunları anlatırken kendisini hep dışarıda tutmuş, kendisi hakkındaki tüm değerlendirmeyi yoldaşlarına bırakmıştır.
Emperyalizme Karşı Topyekün Savaş
Che açısından Küba’da, daha sonra da Bolivya’da verilen gerilla mücadelesi kıtasal devrim hareketinin ancak bir parçası olduğu sürece anlamlıdır. Esas olan emperyalizmle cephe savaşı vererek onu yıpratmak ve dünya çapında verilen ortak mücadelelerle emperyalizmi tamamen ortadan kaldırmaktır.
Kıtasal devrim tezini ortaya koyarken bu düşünceyle hareket etmektedir. Bolivya’da gerilla mücadelesi verirken sürekli olarak Perulu gerillalarla haberleşmekte, Venezüella ve Brezilya gibi komşu ülkelerdeki devrimci hareketleri yakından takip etmektedir. Bolivya için bir değerlendirme yaparken Bolivya’nın Küba’nın coğrafi konumundan farklı olarak karadan sınırlarının bulunduğunu, Bolivya’daki devrimci hareket yükseldikçe Amerika’nın Bolivya’ya yönelik tecrit ve imha politikalarının artacağını söylemektedir. Yapılması gereken komşu ülkelerdeki devrimci hareketlerin sonuna kadar desteklenmesi ve emperyalizme karşı cephenin mümkün olduğunca genişletilmesidir.
Che, savunma mevzisi içinde kalmaya alışan bir devrimci hareketin eninde sonunda yenilmeye mahkum olduğunu görüyordu. Hem fiili olarak verdiği gerilla mücadelesiyle, hem de ürettiği politik yazılarla ezilen dünya uluslarını ellerine silah almaya çağıran tavrıyla buna öncülük etmiştir.
Che elbette böyle bir çağrı yaparken tarihin her döneminde olduğu gibi emperyalizmin elindeki silahların çok güçlü olduğunu vurgulayarak umutsuzluk aşılayan itirazlarla da karşılaşıyordu. Ancak Che açısından emperyalizmin elindeki silahların güçlü olduğunu belirlemek bir tespitin ötesine geçmiyordu. Che, her zaman için devrimcilerin ideolojik motivasyonuna vurgu yapmıştır. O’na göre çelikleşmiş bir irade, bu iredeyle birlikte oluşan bir bilinç ve uygun taktikler her zaman daha belirleyicidir. Vietnam için konuşurken Amerikan ordusunun moralini bozarak yenebileceklerini vurgulamıştır.
Moral bozmanın yöntemi ise bellidir. Askeri açıdan düşmanı sürekli bir kuşatma ve tedirginlik içinde tutabilmek.
Kaçınılmaz Bir Son: Savaş
Che’ye göre insanlığın, emperyalistlerin savaş tehdidiyle yaptıkları şantaja cevabı savaştan korkmamak olmalıdır. Halkın genel taktiği, çatışmanın olduğu her yerde çatışmanın içinde yer almak, sürekli ve kararlılıkla düşmana saldırmak olmalıdır.
Bir devrimci açısından savaşı ayrı bir olgu olarak ele almanın çok da fazla bir anlamı yoktur. Emperyalizm doğası gereği saldırgandır ve ezilen ulusları kendi istediği yörüngeye oturtabilmek ister. Devrimci ise gene doğası gereği bu saldırganlığa karşı koyar, bu onu devrimci yapan düşüncedir. Bu iki farklı kaygı süreç içerisinde çatışma noktasına gelecektir, bundan kaçış yoktur. Che’yi bir insan olarak cesaretli kılan ve ona güç veren de bu düşüncedir: Madem ki savaş olacak, benim belirlediğim yerde ve şekilde olsun. Che savaşın kaçınılmazlığının farkındadır.
Savaş, düşman onu nereye götürüyorsa oraya kadar götürülmelidir: onun evine, eğlence yerlerine; topyekün savaşa. Düşmana kışlalarının dışında ve hatta içinde bile rahat edebileceği bir an, barışçıl bir an bile bırakılmamalı; nerede bulunuyorsa ona saldırmalı, geçeceği her yerde ona kapana kısılmış bir hayvan hissi vermelidir. O zaman, onun morali bozulmaya başlayacak ve gittikçe daha fazla hayvanlaşacaktur. Bu ise çöküşün belirtileridir.
Ancak Che verilecek mücadelenin kısa sürede neticeye ulaşmayacağının da bilincindedir ve verilecek bu cephe savaşının uzun vadeli olduğunu bilmektedir. Savaşın kaçınılmazlığı ve acımasızlığı üzerine özellikle vurgu yapar ve şöyle seslenir:
“Savaş gelip çattığında, kimse onu yumuşatırım diye kendini kandırmasın ve kimse halkı, savaşın sonuçlarının verdiği korkuyla, savaşa cesaretlendirmekle duraksamasın. Bu neredeyse tek zafer umududur.”
Kübalı 82 devrimcinin donanımlı ve Amerikan destekli bir orduya karşı kazandığı zaferin temelinde Che’nin kafasındaki bu bilinç vardır. Bu bilinç, O’nu savaşta daha da cesaretlendirir ve daha ileri bir cephede savaşmasına yardımcı olur. Bu savaşta yıkım vardır, ölüm vardır, gözyaşı ve kan vardır. Ancak teslimiyet durumunda bunların çok daha ağırı olacak ve halklara çok daha büyük bedeller ödetilecektir. Bu gerçekliği kavramak devrimcinin ilk bilinç sıçramasıdır. Che vicdanıyla bilincini bu kadar rahat bir biçimde birleştirebildiği için düşmana büyük bedeller ödetmiştir.
Bu durum Che açısından son derece normaldir, ortaya koyduğu fedakârlığı gene mütevazı bir biçimde ifade eder:
“İnsanlığın kaderi tehlikedeyse, bir insanın ya da bir halkın maruz kaldığı tehlikeler ya da özveriler ne ifade eder ki.”
Che: Bir Sıra Neferi
Che, bütün bunları söylerken ve yazarken bir sıra neferidir. Elinde silahıyla bu sözleri söylemektedir. Soyut bir teori değil, hayatı ve gerçeğin kendisini yaratmaktadır. Che açısından bu mücadelede en utanç verici durum korkak biri olarak arka saflarda yer almak ve ön cephede mücadele edememektir. Che’nin tüm varlığı emperyalizme en kısa yoldan ve en ağır biçimde nasıl zarar verilebileceği üzerine kuruludur.
Şiddet kullanma emperyalist haydutları ikna edebilecek en etkili silahtır, gerilla şiddet uygulayabilir; halkın emperyalizme karşı duyduğu kin ve nefreti örgütleyebilir. Gerilla vurucu güçtür, halkın asalaklardan hesap sormasıdır. Gerilla halkların tarihsel bir intikamıdır. Bu yüzden gerilla olmuştur. Gerilla olmaya karar verdikten sonra Latin Amerika halkları için yapılabilecek çok şey olduğuna karar vermiştir. Bu yüzden sorumluluk almıştır, üst düzey bir gerilla olmuştur. Uzlaşmayacağı tek konu elde silahla savaşmaktır. Onu da fiziksel varlığı sona erene kadar devam ettirmiş, ele geçirilmeden önce sonuna kadar silahlı çatışmayı devam ettirmiştir.
Che’nin öldürülmesinin üzerinden yaklaşık 40 yıl geçti. Ama aradan geçen yıllar Che efsanesini her geçen gün biraz daha arttırıyor. Che bugün dünyanın dört bir yanında emperyalizme karşı savaşan devrimcileri birleştiren en önemli isim. Che’nin emperyalizmle savaş daveti öylesine güçlü bir davet ki, dünyanın en ücra köşelerindeki insanlar bile bu çağrıya yanıt verebiliyorlar.
Che’nin katledilişinin ardından bu kadar sene geçmesine rağmen hâlâ unutulmamıştır; çünkü Che’yi yaratan koşullar hâlâ aynıdır. Emperyalizm bugün de dünya çapında saldırmaya devam etmektedir.
Che tam anlamıyla bir ezilen dünya gerçeğidir. Yaşamındaki canlıklıkla, hareketle ve bilinciyle ezilen dünyanın gerçeğidir. Ölüsündeki işkence, horlanma, emperyalistlerin nefreti ama tavizsizlikle ezilen dünyanın gerçeği!
Che’nin fiziki varlığını ortadan kaldıran emperyalizm tüm ezilenlere ve yoksullara Che’nin gözü açık cesediyle korkutucu bir mesaj vermektedir.
Hayatı boyunca emperyalizmle bir an olsun uzlaşmadan ona karşı savaşan, Küba’da başlayıp Kongo ve Bolivya’ya uzanan bir anti-emperyalist direniş geleneğinin tekrar canlandırılması, Che’nin tekrar bayraklaştırılması hem bizlerin Che’nin mücadelesine hem de tarihe karşı sorumluluğumuzdur.
Emperyalizm var olduğu sürece devrimcilere rahat etme hakkı yoktur. Che’yi hatırlamak bugün de devrimciyle emperyalist haydut arasındaki uzlaşmaz çelişkiyi kavramakla mümkündür.
Emperyalizme karşı direniş günümüzün en büyük gerçekliğidir ve Che bu gerçekliğin temsilcisidir. Che’nin Kübası hâlâ emperyalizme karşı direniyorken, Chavez’den Morales’e Amerikan emperyalizmine karşı birçok yerde kafa tutuluyorken devrimcilerin görevi Che’nin tamamlanmamış kıtasal devrimini dünya çapına taşımak ve hiç durup dinlenmeksizin emperyalizmle sonuna kadar savaşmaktır.
(Erkan Karaarslan, TÜRKSOLU, sayı 117, 2 Ekim 2006)
Che,
emperyalizmle
savaşa çağırıyor!
Che’nin öldürülmesinin üzerinden
tam 35 yıl geçti. Ama aradan geçen yıllar O’nu unutturmak bir yana
Che efsanesini her geçen gün daha da büyütüyor.
Dün Vietnamlı direnişçilere,
Afrikalı kurtuluş savaşçılarına, devrimci Türk gençlerine mücadele
azmi veren Che; bugün de İsrail’e ve Amerikan Emperyalizmine direnen
Filistin halkına, Kolombiya’lı gerillalara, Amerikan darbesini alt
eden Venezüella’lı devrimcilere, kendi kurduğu sosyalist Küba’ya ve
dünyanın herhangi bir köşesinde emperyalizmle savaşan devrimcilere
aynı mücadele azmini aşılamaya devam ediyor, aynı ilhamı ve heyecanı
veriyor, aynı şekilde yol gösteriyor.
Che bugün dünyanın dört bir
yanında emperyalizme karşı savaşan halkları ve bu savaşa hayatını
ortaya koyarak atılan devrimcileri birleştiren en önemli isim. Che’nin
çağrısı o kadar güçlü ki, dünyanın en ücra köşesinde emperyalizmle
savaşan bir devrimciye ulaşabiliyor. Amerika’dan Afrika’ya ve oradan
Asya’ya tüm ezilen ulusları birleştiren bir çağrıya dönüşüyor. Emperyalizm
yoketmek için girdiği her ülkede 35 yıl önce öldürdüğünü sandığı Che’nin
hayaletiyle karşılaşıyor. Che ezilen ulusların emperyalizme karşı
başlattığı her savaşta bir kez daha diriliyor ve emperyalistlerin
uykularını kaçıran bir karabasan olmaya devam ediyor.
Hani emperyalizm çağı bitmişti?
Che’nin hala dillerden düşmemesi
ve ezilen uluslar tarafından bu denli sevilmesi öncelikle “emperyalizm
çağı bitti” diyenlere esaslı bir tokat anlamına geliyor. Her gün gazetelerinden
ve dergilerinden emperyalizmin tarihe karıştığını duyuranlar ‘bu adamın
nereden çıktığını’ bir türlü açıklayamıyorlar. Onlar artık kapitalizmin
emperyalist savaşlarla ilerlemediği, karşılıklı bağımlılığa dayanan
küresel bir dünya kurulduğu, küreselleşmeyle birlikte insanlar ve
ülkeler arasında ortak çıkarlar oluştuğu, bir barış çağının açıldığı,
emperyalizmle savaşın modasının geçtiği ve hatta antiemperyalizmin
gericilik anlamına geldiği gibi zırvaları savunadursunlar ezilen uluslar
hala hayatını emperyalizmle savaşa adayan Che’yi bayrak yapıyorlar.
Che bugün bu kadar seviliyor
ve sahipleniliyorsa elbette ki bu, nostaljik gerekçelerle açıklanamaz.
Che’nin çağrısı çarpıtılamayacak kadar açıktır: yok edene kadar emperyalizmle
savaşmak. Che’nin yaşamı tümüyle emperyalizmle savaşa adanmış bir
yaşamdır.
Bu yüzden emperyalizme karşı
savaşa atılan halklar her yeni emperyalist saldırıda dönüp Che’ye
bakıyor ve Che’den güç alıyor.
Che 35 yıl geçmesine karşın
hala unutulmamıştır. Çünkü Che’yi yaratan koşullar olduğu gibi yerinde
duruyor.
Che unutulmamıştır, çünkü emperyalizm
hala dünya çapında saldırıyor.
Che unutulmamıştır, çünkü ezilen
ulusların emperyalizme karşı öfkesi dinmek bilmiyor. Bu öfke her geçen
gün yeni Che’leri yaratma potansiyeli taşıyor.
Che’yi
vareden : Ezilen halkların mücadelesi
Che’nin yaşadığı dönem dünya
çapında antiemperyalist mücadelenin dorukta olduğu bir dönemdir. İkinci
Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikan emperyalizmine karşı milliyetçiliğin
üçüncü dalgası yükselmektedir. Latin Amerika’dan, Asya’ya, Afrika’ya
kadar ezilen halkların bağımsızlık ve devrim mücadelesi en üst noktasındadır.
Bu dönemde Amerikan emperyalizmi tüm dünyada yenilgiye uğratılmaktadır.
Emperyalizme karşı mücadele veren ülkeler, mücadelelerini alternatif
toplumsal düzenler kurarak sürdürmektedir. Ama bu mücadele yalnız
emperyalizmden tek tek ülkelerin kopma sı anlamına gelmemektedir.
Bir ülkenin yürüttüğü mücadele, diğer bir ülkenin kurtuluş mücadelesinin
ateşleyicisi olmaktadır. Asya kıtasında Ho Shi Minh önderliğindeki
Vietnam halkının kurtuluş mücadelesi Amerikan emperyalizminin yenilgiye
uğratarak, Kamboçya’da devrimin de önünü açacaktır. Vietnam, Laos,
Kamboçya Amerika kıtasındaki devrimci mücadelelerle birleşmekte Afrika
ayağa kalkmakta emperyalizme karşı savaş dalgası tüm dünyayı kaplamaktadır.
Che ezilen dünyanın gerçeğidir
Ancak bugün cevaplanması gereken
bu mücadelenin nereden kaynaklandığı, nasıl gerçekleştirildiğidir?
Nasıl bir enerjidir bu mücadelenin gerçekleştirilmesi sırasında açığa
çıkan? Nasıl bir felsefedir, o güne kadar ezilmiş, aşağılanmış, horlanmış
milyarların, dünyanın bütün kaynaklarını ellerinde tutan ve dünyanın
gerçeğini kendi çıkarlarından ibaret gören burnu havada Batılı emperyalistlere
karşı direnişini gerçekleştiren?
İşte Che tüm varlığıyla bunun
cevabıdır. O ezilen dünyanın gerçeğidir. Yaşamındaki canlılıkla, hareketle,
felsefesiyle, enerjisiyle ezilen dünyanın gerçeğidir Che. Ve ölüsündeki
işkence, horlanma, emperyalistlerin nefreti ama tavizsizlikle ezilen
dünyanın gerçeği!
Che’yi unutulmaz kılan, horlanmayı
ve sömürülmeyi kabul etmemiş her ezilenin kalbine ve beynine açık
bir çağrı olan mücadelesidir. İşte o mücadele sonunda emperyalistler
ona inanılmaz işkencelerle zulmedecekler ve öldürecekler, ve bu aşağılık
katliamlarını kendilerini kanıtlama zavallılığı içinde insanlara sunacaklardı.
Emperyalistler şöyle demek istiyordu 1967’de: “Biz Che’yi öldürdük.
Biz kendi gerçeğimiz dışında bir uygarlık asla kabul etmeyiz. Bizim
mülkiyetimize ve çıkarlarımıza yönelecek her türlü saldırıyı yok ederiz.
İşte biz Che’yi öldürebildik. O siz ezilenlere ne kadar güçlü görünse
de, ne kadar yenilmez görünse de, ne kadar ilahi ve kutsal görünse
de biz onu öldürdük.”
İşte emperyalistler Che’nin
ölümünden beri geçen 35 yıl içinde aynı nakaratı tekrarlıyorlar. Sermayesiyle,
teknolojisiyle, ekonomosiyle, kültürüyle ve herşeyiyle o kadar güçlü
olduğu iddia edilen emperyalizm her geçen gün kendini kanıtlama ihtiyacını
yeniden duymaktadır ve ezilenlere yeniden saldırmaktadır.
İşte Che’nin yaşadığı dönemde
de tüm ezilen dünyayı ayağa kaldıran şey emperyalizmin aşağılık yüzünün
açıkça görülmesi ve ezilenlerin daha fazla kendi uygarlıklarının bilincine
varmalarıdır.
Che’nin çağrısı kulaktan
kulağa yayılıyor
Oysa Che’yi Che yapan tam da
bu emperyalist aşağılık kompleksinin karşısında mütevazi devrimciliğidir.
O “mütevazi katkısı”nın sunmak üzere ülkeden ükeye koşarken, emperyalist
mekanizma da onun adından her ülkeye binlerce asker, tonlarca silah
ve askeri destek, onlarca danışman, milyonlarca dolar ihanet sokuyordu.
Che Bolivya’dayken böyleydi, Kongo’dayken böyle. Emperyalist haydutluğun
tüm kişiliği onun ağır baskı mekanizmasında gerçekleşirken, ezilen
dünya bir bayrak gibi Che adında bir genci edinmiş ve bu genç hayatında
ilk kez gördüğü bir kıtada, ilk kez gördüğü insanlarla, ilk kez konuştuğu
bir dilde, ilk kez rastladığı bir uygarlık mirasıyla emperyalistlerin
bu baskı mekanizmasını hallaç pamuğu gibi atıyordu.
Che materyalisttir. Oradan oraya
koştururken insanlara “hümanite” nutukları atmak için yapmıyordu bunu.
İnsanlığın kardeş olduğundan, savaşların ne kadar da kötü olduğundan,
ah bir de emperyalistler şu bir kaç anlaşmayı da imzalayıp fakirlere
biraz daha destek olsun zavallığından bahsetmek için gezmiyordu. Onun
materyalizmi imkansız gibi görünen bir savaşın çağrısıdır. Bu savaşın
olanaklarının yaratılmasıdır. Onun savaş çağrısı kulaktan kulağa yayılır.
Che bunun bilincindedir. Bu savaş çağrısı emperyalistlerin, halkı
“bilinçlendirme” araçlarından, Birleşmiş Milletler’inden, parlamentosundan
yayılmayacaktır halklara. Yalnızca kulaktan kulağa! Bir militanın,
bir gence, bir işçiye, bir köylüye, emekçiye bire bir sözlerinden
ibaret olacaktır bu çağrı. Bir örgüt çağrısı, bir askeri çağrı, bir
eylem çağrısı olabilecektir yalnızca.
Ama Che’nin materyalizmidir
ki bu çağrının tüm olanaksızlıklara rağmen milyarlarca insanın dilinde
bir savaş çağrısına dönüşmesine imkan verecektir. Onun tuttuğu yol
tek gerçekçi yoldu. İnsanlığın bugün herşeyden fazla ihtiyacı olan
şey bunu anlaması. O emperyalistlerin sömürü oyunları altında inleyen
insanlığın uyanışıdır. Her türlü emperyalist aldatmadan kurtularak
kendi mirasına ve kendi iradesine sahip çıkıştır.
Che’nin varlığı ezilenlerin
uygarlığının kanıtıdır
Che’nin materyalizmi onun ideolojisinde
açığa çıkar. Che sosyalisttir. ve insanlığın bu yüzden onun çağrısınıa
kulak verdiğinin bilincindedir. Çünkü onun savaşçılığı ezilen dünyanın
gerçeğinin değiştirilmesi içindir.
Ezilen insanlar Che’de karşılarındaki
emperyalist sistemin tarihsel olarak yıkılışının kanıtlarını bulmuşlardır.
Bunun bir sınıf mücadelesi olduğunu, yani bugün de yarın da emperyalizme
karşı mücadelenin kaçınılmaz olarak ezilenin bir görevi olduğunu görmüşlerdir.
Che’de her ezilenin bir değeri
vardır. Emperyalizme karşı savaşçı olarak bir tek değeri. Che insanlara
madem sizin gerçeğiniz bu, o zaman değiştirin demiştir. Che’de sosyalizmin
ideolojik tutarlılığı katıksız insani iradeye ve enerjiye dönüşmüştür.
Bitmez tükenmez bir mücadele yeteneğine dönüşmüştür.
Sosyalizm kendisini işte olanaksızlıklar
içinden çıkmış ve imkânsızları gerçeğe dönüştürmüş bu devrimci gencin
hareketinde de bir kez daha kanıtlamıştır.
Emperyalizmin Che’yi öldürdüğündeki
sevinci de bundandır. İşte biz onu yendik derken kendi haydutluğunun
bir kez daha ezilenlerin uygarlığının üstüne çıkmasına sevinmektedir.
Ancak bugün bir tek soru bile
emperyalizm ve sosyalizm arasındaki uygarlık gerçeğini gözler önüne
serer. İnsanlar Che’ye mi saygı duyuyor, emperyalizme mi?
Bugün emperyalizmi gözlerden
saklayan ve onu aklamak için yaratılmış olağanüstü mekanizmalara rağmen
nerede ezilenler hareket geçse ellerinde Che’nin resminin oluşu tesadüf
değil. Haydutluk Che’ye her saldırışında onu daha da yüceltmekten
başka bir şey yapamıyor.
Che başka bir dünyada yaşamıyordu
Bugün emperyalizm çağının geçtiği
palavralarıyla beraber devrimciliğin modasının geçtiği de ortaya atılıyor.
Che bu anlamda da bu safsatanın komikliğini göstermek açısından en
önemli örnektir.
Devrimcilik diye bir moda hiç
bir zaman varolmadı ve olamaz da. Çünkü devrimcilik yüksek topuklarla,
kırmızı halı serili sahnelerde dolaşmaya hiç benzemez. Che’nin mücadelesinde
karşılaştığı zorluklar tüm insanlara bu mücadelenin bir bedeli olduğunu
göstererek bu gerçeği tekrar tekrar kanıtlamıştı. Ve insanlar da Che’nin
ardından mücadeleye atıldıklarında karşılaşacaklarının neye benzer
bir şey olacağının bilincindeydiler.
Che başka bir dünyada yaşamıyordu.
Bu dünyanın gerçeğine göre bir devrimcilik yaptı. İnsanlar bunu sahiplendiyse
bundan başka bir sebebi de yoktur.
Ancak bugün emperyalizmi ve
onun her ülkedeki işbirlikçilerini korkutan da budur. Che ezilen ülkelerin
hepsinde tekrar daha fazla kitle tarafından hatırlanıyor. Ve bu hatırlayış
her seferinde daha da fazla bir mücadele bilincinin göstergesi oluyor.
Toplumun devrimci talepleriyle
birlikte Che’ye olan saygısı da artıyor. Che’ye olan saygının artışı
onun temsil ettiği mücadele değerlerine olan saygının artışındandır.
Hem bugün mutlak hakim görünen emperyalizme karşı çıkılabileceğini
gösterdiği için hem de bu mücadelenin olağanüstü zorluğuna katlanabildiği
için Che’ye olan saygı artıyor.
Che’ye karşı teslimiyet
modası
Bugün kapitalizmin piyasaya
bir Che modası sürdüğünü söylemek, kapitalizmin mutlak iktidarına
imandan kaynaklanmaktadır. Bunun başka bir dayanağı yoktur. Herhalde
bugün duvarına Che’nin resmini çizen Filistin’li gerilla da serbest
piyasayı kurtarmak için mücadele etmektedir! İnsanlar Che gibi mücadele
etmeye başladıkça bunlar şöyle sayıklamaktadırlar: Aman ne yapıyorsunuz,
emperyalizmi kuvvetlendireceksiniz. Uslu durun yoksa emperyalizm daha
da saldırganlaşır!
Bunun dayanağı şudur; emperyalizm
Che’yi nasıl yok ettiyse bizi de öyle yok eder. Aman iman edelim!
Gerçekten de Che’nin yarattığı
mücadele değerleri moda olamaz. Ama Che’nin yarattığı bu değerlere
karşı teslimiyet emperyalizm tarafından yayılan bir modadır.
Emperyalist haydutluk ile
topyekün hesaplaşma
Ancak son yıllarda Che’nin her
zamankinden daha da fazla zihinlerde oluşunun kaynağını da doğru tespit
etmek gerekmektedir. Çünkü Che mücadelesine başladığından beri ezilenler
için bir yıldız gibidir. Ne zaman daha fazla parlamaya başlasa, ezilenler
açısından bunun anlamı daha kritik bir döneme girildiği ve direnişin
arttırılması gerektiğine işaret etmektedir.
Son yıllarda ABD öncülüğündeki
emperyalist saldırganlık tüm dünya çapında en şiddetli dönemini yaşatmaktadır.
Tek tek ülkelere yönelen empryalist saldırganlık geçtiğimiz 11 Eylül’den
sonra ifade edildiği biçimde ezilenlere karşı kapsamlı bir “Haçlı
Seferi” haline gelmiştir. Bu yeni dönem emperyalistlerin kendi çıkarlarını
korumak için ezilen ülkelerde yürüttüğü operasyonlar, darbeler ve
savaşlar döneminin yerini giderek daha geniş ve yaygın bir genel savaş
dönemine bırakması anlamına gelmektedir.
Emperyalist saldırının yeni
bir Haçlı Seferi’ne dönüşmesi ise sömürgecilik açısından yeni bir
tarihsel dönemin açıldığının göstergesidir. Bu dönem, emperyalist
haydutluk ile ezilenlerin uygarlığının kıyasıya ve topyekün hesaplaşacağı
yakın bir geleceğin habercisidir.
Ernesto Che Guevara’nın ve emperyalizme
karşı mücadele etmiş tüm devrimcilerin bu dönemde tüm yönleriyle daha
fazla öne çıkacağını görmek zor değil.
Che’yi günümüz açısından daha
da önemli yapan ise onun birden fazla ülkede emperyalizme karşı mücadeleyi
yürütmüş bir devrimci sembol olmasıdır. Che hem kendi pratiğiyle hem
de Fidel Castro ile beraber yarattıkları devrim bilinciyle emperyalizm
yeryüzünden silinmedikçe hiç bir ezilen ulusun rahat yüzü göremeyeceğini
ortaya koymuştur. Ezilenlerin kurtuluşu, emperyalizmin yeryüzünden
silinmesine bağlıdır. Kendisinden önce ki bütün büyük devrimcilerin
kafasında net olan bu durum Che’de küçük bir ülkenin iradesinden ortaya
çıkıp tüm dünyayı değiştirmeye yönelecek kadar açıklık kazanmıştır
artık.
Che, ezilenlerin tüm dünyayı
özgürleştirme bilincidir. Bu yüzden bugün Che’nin adını anmak anti-emperyalist
bir direnişin de ötesinde emperyalizmi tüm dünyada yenilgiye uğratacak
ve onu yıkacak mücadeleye de yönelmek demektir.
Che’yi hatırlamak: Ezilenlerin
antiemperyalist cephesini kurmak
Emperyalizmin niteliği konusunda
yürütülen tartışmalar artık geride bırakılmadır. Aslolan emperyalizme
karşı verilecek mücadelenin örgütlenmesine girişmektir. Bu mücadelede
ezilenlerin gücünü arttırmak ve direnişi yükseltmek için Che’nin mücadelesinden
çıkarılacak dersler bu nedenle oldukça önemlidir. Hayatı boyunca emperyalizmle
bir an olsun uzlaşmadan ona karşı savaşan, Küba’da başlayıp Kongo
ve Bolivya’ya uzanan bir antiemperyalist direniş geleneğinin yeniden
canlandırılması ve gençliğin önüne antiemperyalist mücadelenin konulmasında
Che’nin bayraklaştırılması gerekmektedir. Che’nin uğruna hayatını
feda edeceği antiemperyalist direnişi yayma çabası bir devrimcinin
emperyalizm varoldukça rahat uyuyamayacağının göstergesidir. İşte
Che’yi hatırlamak bugün de devrimciyle emperyalizm arasındaki uzlaşmaz
çelişkiyi görebilmektir.
Antiemperyalistler açısından
Che’den öğrenecek çok şey var hâlâ. Che dünyada emperyalizm varoldukça
ilerici rejimlerin ayakta kalamayacağını söyleyerek emperyalizme karşı
topyekün bir silahlı saldırının savunucusudur. Bunun için Küba’da
devrimi gerçekleştirdikten sonra ülkesinde kalıp yeni düzenin kuruluşunu
sağlamak yerine Latin Amerika’yı dolaşarak nerede bir direniş varsa
onu desteklemeye koşmuştur.
Bugün antiemperyalist mücadelenin
başarıya ulaşması için emperyalizme karşı dövüşen halkların ortak
cephesini yaratmak, Che’nin bütün Latin Amerika’da direniş örgütleyerek
yapmaya çalıştığı ancak yarım kalan vasiyetini tamamlamak olarak da
algılanabilir. O nedenle devrimcilerin öncelikli hedefi ezilenlerin
antiemperyalist birliğini sağlamaya çalışmaktır.
Emperyalizme karşı direniş çağımızın
tek devrimci yoludur. Che bu direnişin simgesidir.
Che’nin Kübası hâlâ emperyalizme
karşı direnirken Chavez’den Saddam’a kadar Amerikan emperyalizmine
kafa tutan ülkeler direnişi genişletirken devrimciler sağlam bir antiemperyalist
cephe kurmak için uğraşmalıdırlar.
Ezilenler açısından tek çözümün
birleşerek savaşmak olduğu ortaya çıkmıştır.
Ezilen halklar özgürlük, gençlik
devrim istiyor!
Che, emperyalizmle savaşa çağırıyor!
Che’nin Yarattığı Mücadele Değerleri Moda Olamaz!
Bugün kapitalizmin piyasaya bir Che modası sürdüğünü söylemek, kapitalizmin mutlak iktidarına imandan kaynaklanmaktadır.
Bunun başka bir dayanağı yoktur.
Herhalde bugün duvarına Che’nin resmini çizen Filistinli gerilla da
serbest piyasayı kurtarmak için mücadele etmektedir!
İnsanlar Che gibi mücadele etmeye başladıkça
bunlar şöyle sayıklamaktadırlar:
Aman ne yapıyorsunuz, emperyalizmi kuvvetlendireceksiniz.
Uslu durun yoksa emperyalizm daha da saldırganlaşır!
Bunun dayanağı şudur;
emperyalizm Che’yi nasıl yok ettiyse bizi de öyle yok eder.
Aman iman edelim!
Gerçekten de Che’nin yarattığı mücadele değerleri moda olamaz.
Ama Che’nin yarattığı bu değerlere karşı teslimiyet
emperyalizm tarafından yayılan bir modadır.
(Erkin Yurdakul, TÜRKSOLU, sayı 14, 7 Ekim 2002)
|